Ankara Anlaşması Davasında İngiliz Yargıtay'ı Karar Verdi

Ankara Anlaşmalılar’ın oluşturduğu ‘Türk İş İnsanları Birliği’ adına Redstone Solicitors’ın takip ettiği dava, Yüksek Mahkeme’nin aleyhte verdiği karar neticesi Yargıtay Mahkemesi’ne (Court of Appeal) götürülmüştü. Avukat Yaşar Doğan, davanın 26 Mart’ta görüldüğünü açıkladı.

LONDRA - İngiltere'de Yargıtay, Ankara Anlaşması'yla ilgili değişikliklerin geriye dönük uygulanmasına karşı açılan davanın temyiz aşamasında ret kararı verdi.

Yargıtay, duruşması 26 Mart'ta yapılan temyiz davasında bugün kararını açıklayarak Ankara Anlaşması'yla ilgili değişikliklerin geriye dönük uygulanmasına yapılan itirazı reddetti.

Ankara Anlaşması'ndan yararlanarak İngiltere'ye gelen Türkler tarafından oluşturulan "Türk İş İnsanları Birliği" İçişleri Bakanlığının anlaşma koşullarında yaptığı değişiklikleri yargıya taşımıştı.

"Türk İş İnsanları Birliği”nden yapılan yazılı açıklamada, davanın Anayasa Mahkemesine taşınmasını değerlendirdikleri bildirildi.

ANKARA ANAŞMASI

Ankara Anlaşması olarak bilinen Avrupa Topluluğu Ortaklık Anlaşması (ECAA) kapsamında vize alan Türkler, 16 Mart 2018'e kadar 4 yılı tamamladıktan sonra ücretsiz olarak süresiz oturum başvurusu yapabiliyordu.


Bu tarihte yürürlüğe giren yeni kurallarla süresiz oturum için süre 5 yıla çıkarılırken 2 bin 389 sterlin de başvuru ücreti getirilmişti.

Yeni düzenlemeler, Ankara Anlaşması ile İngiltere'ye gelmiş yaklaşık 12 bin 500 Türk ile aile üyelerine de geriye dönük uygulanmaya başlamıştı.


"Türk İş İnsanları Birliği", İngiliz hükümetinin yaptığı değişikliklerin geriye doğru uygulanmasını yargıya taşımış ancak Yüksek Mahkeme 2019 Mart'ta aldığı kararla davayı reddetmişti.

Birlik, bunun üzerine kararı temyiz ederek Yargıtaya taşımıştı.


Türkiye, 1959'da o zamanki adıyla "Avrupa Ekonomik Topluluğuna" başvurmuş, 1963'te de Türk vatandaşlarının topluluğa üye ülkelerde hizmet verebilmesi için vize almalarını sağlayan Ankara Anlaşması imzalanmıştı.

Karar ile ilgili olarak Avukat Yaşar Doğan’ın açıklaması şöyle:

ANKARA ANLAŞMASI KALICI OTURUM DAVASINDA YARGITAY (COURT OF APPEAL) KARARI

İngiltere Yargıtay Mahkemesi (Court of Appeal’de) duruşması gerçekleşen davamızda, Mahkeme kararını verdi. Duruşma, 26 Mart’ta 2020’de gerçekleşmişti ve karar bugün ilan edildi. Bu yazıda kararın detaylarını açıklayacağız. Kararın ana noktası çok dar ve teknik bir konuya dönüştüğünden, durumun anlaşılması için, bu yazının sonuna kadar ve dikkatli bir şekilde okunması büyük önem arz etmektedir.

Önce davanın tarihçesini kısaca hatırlayalım. 16 Mart 2018’e kadar, Türkiye vatandaşları, Ankara Anlaşması altında, 4 yıllık bir ikamet süresi doldurduktan sonra, kalıcı oturum alma hakkı kazanıyorlardı. Bunun için İngilizce dil şartı ve başvuru ücretleri de yoktu. Gereksinimlerin bu şekilde esnek tutulmasının nedeni, Ankara Anlaşması’nda bulunan ‘standstill clause’ olarak bilinen statükoyu koruma maddesiydi. Home Office, Ankara Anlaşması’ndan dolayı, İngiltere’de iş kuran Türkiye vatandaşlarına, 1973’te geçerli olan Göçmenlik Kuralları’nı uygulamak zorunda. 2017’de Alagöz ve Aydoğdu kararları çıkıncaya kadar, Home Office’in Türkiye vatandaşlarına uygulanan kuralları hiçbir şekilde değiştirme yetkisi olmadığı düşünülüyordu.

Daha sonra, Alagöz ve Aydoğdu kararlarında, Home Office’in, Ankara Anlaşması altında verilen geçici oturumlarla ilgili kuralları değiştirme yetkisi olmadığına; ancak, kalıcı oturum haklarıyla ilgili kuralları değiştirme yetkisi olduğuna karar verilmişti. Bunun üzerine, Home Office, 16 Mart 2018’de gece yarısı ve aniden yürürlüğe girecek şekilde, kural değişikliğine gitti. Önce Ankara Anlaşmalılar için kalıcı oturum hakkı tamamen kaldırıldı. Sonra, Temmuz 2018’de kalıcı oturum hakkı geri getirildi. Ancak, bu defa, ikamet süreleri 5 yıla çıkartılmıştı ve ayrıca dil şartı ve £2,400’a yakın başvuru ücretleri getirilmişti. Biz de, Alliance of Turkish Businesspeople Limited direktörlerinin talimatları üzerine, buna karşı dava açmıştık. Yüksek Mahkeme’de aleyhimize sonuçlanan davamızı, temyiz yoluyla Yargıtay Mahkemesi’ne taşımıştık.

Hatırlanacaktır… Yüksek Mahkeme, Ankara Anlaşması altında uygulanan kuralların değişmeyeceği yönünde haklı ve meşru bir beklenti olduğunu; bu beklentinin yapılan kural değişiklikleriyle ihlal edildiğini; ve bu ihlaller neticesinde mağduriyetlere yok açıldığını kabul etmişti. Ancak, yapılan değişikliklerin, “kamu yararına alınmış, orantılı bir tedbir” olarak görülebileceğini belirtip, başvurumuzu reddetmişti.

Şimdi Yargıtay Mahkemesi bunun tersi sayılabilecek bir karar verdi. Ankara Anlaşmalılar’ın haklı ve meşru bir beklentileri olsaydı, yapılan kural değişikliğinin sebep olduğu mağduriyetler karşısında orantısız bir tedbir olduğuna karar verirdik diyen Mahkeme, birazdan detaylarını açıklayacağımız gerekçeyle, Ankara Anlaşmalılar’ın meşru beklentisinin olmadığına karar verdi. Başka bir deyişle, Yargıtay Mahkemesi, Yüksek Mahkeme kararını başaşağı çevirdi. Yüksek Mahkeme’nin bizi daha önce haksız bulduğu kısımda haklı bulup, bizi haklı bulduğu kısımda ise haksız buldu.

Pekiyi, Yargıtay Mahkemesi neden Ankara Anlaşmalılar’ın meşru beklentisi olmadığına karar verdi? Aslında, davanın “meşru bir beklenti var mı” kısmında, aşılması en zor olan konularda yine biz haklı bulunduk. Örneğin, Home Office, Göçmenlik Kuralları sözkonusu olduğunda hiçbir durumda meşru beklenti oluşamayacağını savunuyordu. Bu kısımda biz haklı bulunduk. Benzer şekilde, Home Office’in Ankara Anlaşması’nı hukuken yanlış yorumlamasından dolayı oluşan kuralların meşru beklenti zemini oluşturamayacağı iddiasını çürüttük ve bu konuda da Mahkeme bizi haklı buldu. Kamu kurumlarının, hukuk kurallarını yanlış yorumlayarak oluşturdukları kural veya politikaların da, uygun koşullarda, meşru beklenti zemini oluşturabilecekleri ilkesi, Mahkemece kabul gördü.

Ancak, Yargıtay Mahkemesi, şu sebepten dolayı, davamıza konu olan Ankara Anlaşmalılar’ın meşru bir beklentisi olmadığına kanaat getirdi. Özetle, Ankara Anlaşmalılar’ın meşru bir beklentisi olabilmesi için, Home Office’in Ankara Anlaşması’yla ilgili klavuzunda, eğer bir gün kurallar değiştirilirse, bunların mevcutta Ankara Anlaşması vizesi olanları geriye doğru etkilemeyeceğinin, net olarak yazılı olması gerekirmiş. 16 Mart 2018’den önce yürürlükte olan Klavuz’da böyle bir söz verilmediği için, Ankara Anlaşmalılar’ın bu yönde meşru bir beklentisi oluşamazmış.

Saygıdeğer Mahkeme heyetine hiçbir saygısızlık kastı taşımadan, şunu ifade etmek zorundayız. İfade ettikleri görüş, mantıkla örtüşmediği gibi, meşru beklenti ilkesiyle ilgili emsal kararlarla da çelişmektedir. Home Office’in, ilgili Klavuzu’nda, kuralları değiştirirsek, mevcutta Ankara Anlaşması vizesi olanları geriye doğru etkilemeyecek diye bir söz vermesi mantıksız, abes ve absürd olurdu. Çünkü, 18 Mart 2018’den önce yürürlükte olan Ankara Anlaşması Klavuzu’nda, Ankara Anlaşması’ndan dolayı, İngiltere’nin ilgili kuralları değiştirme yetkisi olmadığı yazılıydı. Bir taraftan “kuralları değiştirmeye yetkimiz yok” deyip, diğer yandan da “eğer bir gün kuralları değiştirirsek…” diye bir ifadede bulunmak ne kadar mantıklı olabilir ki? Kararın mantıkla örtüşmeyen tarafı bu.

Emsal kararlarla ve dolayısıyla hukukla örtüşmeyen tarafı ise şöyle. Meşru beklenti veya haklı beklenti ilkesiyle ilgili emsal davalar yoluyla oluşan hukuk şunu öngörüyor: haklı bir beklenti oluşması için gerekli olan şey, ilgili kuralların devamlılığına istinaden ilgili kamu kurumu tarafından bir güvence verilmiş olmasıdır. Şimdi, bizim davamızdaki durumda Home Office, bir güvenceden ötesini veriyor aslında. “Bu kuralları değiştirmeyeceğiz” veya “yeni kuralları geriye doğru etkin hale getirmeyeceğiz” demekten de öte; “bizim bu kuralları değiştirmeye yetkimiz yoktur” diyor.

Alagöz ve Aydoğdu kararları çıkıncaya dek, herkes, Home Office’in Ankara Anlaşmalılar’ın kalıcı oturumlarıyla ilgili kuralları değiştirme yetkisi olmadığını düşünüyordu. Home Office’in kendisi de böyle düşünüyordu. Hem de tam 45 yıl boyunca böyle düşünmüştü. 45 yıllık bir uygulamadan sonra, Alagöz ve Aydoğdu kararlarıyla beraber, Home Office, süresiz oturum haklarıyla ilgili olarak, Ankara Anlaşması’nı yanlış yorumladığını öğrenmiş oldu. Yüksek Mahkeme Yargıcı, kararında, bu durumun Home Office’in üzerinde dahi bir şok etkisi yarattığını kaydediyor ve Yargıtay Mahkemesi de kendi kararında buna yer veriyor.

Hal böyleyken, Yargıtay Mahkemesi, daha ortada hiçbir şey yokken; o günkü Klavuz, 4 yıllık ikamet sonunda süresiz oturum alacaksınız derken; ve henüz Aydoğdu ve Alagöz kararları dahi çıkmamışken; o dönemde Ankara Anlaşması vizesi olanların, şunları öngörüp tahmin etmiş olması gerektiğini savunmuş oluyor: Klavuz’da Home Office bu kuralları değiştirmeye yetkimiz yok diyor ama; Home Office farkında olmadan Ankara Anlaşması’nı 45 yıl boyunca hukuken yanlış yorumlayıp uygulamış olabilir; bu yanlışı bir gün bir dava neticesinde ortaya çıkabilir; bu yanlışı düzeltmek için kuralları değiştirebilir ve bu değişiklikleri geriye doğru etkili olacak şekilde uygulayabilir; ve tüm bunlar benim başvuru yapacağım zamana denk gelebilir. O nedenle, her türlü değişikliğe hazırlıklı olmalıyım ve hiçbir beklenti içine girmemeliyim.

Çok uçuk ve mantık dışı geliyor, değil mi? Çünkü öyle… Ortada bunu gerektiren hiçbir durum yokken, Ankara Anlaşmalılar’dan bu denli olumsuz ve bir o kadar da uçuk (tahmin sınırlarını zorlayan) senaryoları düşünüp öngörmelerini beklemek mantıksızdır ve makul değildir. Mantıklı ve makul olmayan bir durum, adil ve hukuki de olamaz. Zaten, bu konuyla ilgili emsal kararlara baktığımızda, sıradan yurttaşların, böylesine mantık-dışı öngörülerde bulunmaları asla beklenmiyor. Yargıtay Mahkemesi, bu kararında, emsal kararlara bağlı kalmamış, bunun ötesinde kriterler uygulayarak, temyiz başvurumuzu reddetmiştir.

Mahkeme, davanın bu kısmıyla ilgili yanlış kriterler uygulayıp, yanlış bir sonuca varmıştır. Kendine doğru soruyu sormuş olsaydı, ortaya çıkacak olan sonuç da doğru, adil ve hukuka uygun olacaktı. Emsal kararlara göre; Mahkeme’nin incelemesi gereken durum şuydu: “16 Mart 2018’den önce geçerli olan Klavuz, Ankara Anlaşmalılar tarafından okunduğunda, süresiz oturumla ilgili kuralların devam edeceği yönünde bir güvence yeralıyor muydu?” Eğer böyle bir güvence yeralıyorsa, bu durumda kuralların devam edeceğine dair bir meşru beklenti de oluşurdu. Sorunun cevabıysa, bir güvenceden ötesi yeralıyordu. Home Office’in bu kuralları değiştirme yetkisi olmadığı ifade ediliyordu. Dolayısıyla, değişmesinin hukuken mümkün olmadığı ifade edilen bir kuralın, devam edeceğine dair haklı ve meşru bir beklenti oluşmasından daha doğal bir durum olamaz. Bu bağlamda, Mahkemenin kararı isabetsiz ve yanlış olmuştur.

Bu metnin başında da belirttiğimiz gibi, Mahkeme, “Ankara Anlaşmalılar’ın meşru bir beklentisi olduğu sonucuna varmış olsak, diğer tüm konularda Ankara Anlaşmalıları haklı bulur ve bu temyiz başvurusunu kabul ederdik” benzeri ifadelere yer veriyor kararında. “Mağduriyetlerin olduğuna ve yapılan değişikliklerin geriye doğru uygulanmasının orantısız bir tedbir olduğuna karar verirdik”, diyor. Yüksek Mahkeme ise, meşru bir beklentimizin olduğuna; ancak, değişikliğin geriye doğru uygulanmasının orantılı bir tedbir olduğuna karar vermişti. Şimdi elimizde, birbiriyle neredeyse tamamen çelişen iki karar var.

Pekiyi, bundan sonra ne olacak? Ne tür seçeneklerimiz var? Seçeneklerden biri, kaybettiğimizi kabullenip, bu davayı bu noktada bırakmak. Diğer bir seçenek ise, ülkenin en yüksek mahkemesi olan ve yüce divan yetkisine sahip Supreme Court’a temyiz başvurusunda bulunmak. Bazılarımız şöyle düşünecektir: “Zaten, birçok insan kalıcı oturumlarına başvurup edindi ve bu davanın sonucundan yararlanabilecek olan insanların sayısı her geçen gün azalıyor. Bazılarımız İngiltere vatandaşlığı dahi almak üzereyiz. Zaten ne yapıp edip aleyhimize karar veriyorlar”. Bu da bir bakış açısı elbette ve haklı tarafları var.

Ancak, konuya şöyle bakmak da mümkün. Haklıyız ve hakkımızı giderebileceğimiz son noktaya kadar savunmalıyız. Davamızla ilgili iki temel karar alındı. Biri Yüksek Mahkeme tarafından, diğeri ise Temyiz Mahkemesi tarafından. İkisinde de aleyhimize karar alındı. Ama iki karar, birbirinin neredeyse tam tersini söylüyor. Birinin bu konularda haklısınız dediğine, diğeri bu konularda haksızsınız; birinin bu konularda haksızsınız dediğine, diğeri bu konularda haklısınız diyor. Bundan daha da önemlisi, Yargıtay Mahkemesi’nin kararı bizi kazanmaya çok yaklaştırdığı gibi, bizi haksız bulduğu kısımda, emsal davaların oluşturduğu prensiplerin uygulanmasında hayati bir hata yapıyor. Bu hatanın ne olduğunu size az önce uzun uzun anlattım. Yargıtay Mahkemesi’nden Yüksek Mahkeme’de verilen karara benzer veya paralel bir karar çıkmış olsaydı farklı düşünebilirdik. Ancak, sonuç olarak; tatmin edici, haklılığımızı çürüten, tutarlı, doğru-düzgün gerekçelendirilmiş ve kabul görebilecek bir karar çıkmadı henüz.

Supreme Court’a başvurmamız durumunda, yine aylarca sürebilecek bir sürece girmiş olacağız. Bu nedenle, sonunda kazanırsak, karardan faydalanabilecek insan sayısı giderek azalacak. Ama şöyle bakmamız gerekiyor. Bu bir hak mücadelesi. Haklı olduğumuzun mahkeme tarafından onaylanmış olması kendi içinde bir kazanım olacaktır. Bunun dışında sınırlı sayıda da olsa, bundan yararlanacak insanlarımız olacak. Ayrıca, kalıcı oturum için ödenmiş olan başvuru ücretlerinin geri ödenmelerini talep etmek için zemin oluşmuş olacak. Devam edilmesiyle ilgili karar verilmesi halinde, biz Redstone Solicitors olarak, haklı olduğumuza inanmaya devam ettiğimiz bu davayı, bugüne kadar olduğu gibi, gönüllü olarak sürdürmeye devam etmeye hazırız.

Güncelleme Tarihi: 12 Mayıs 2020, 05:50
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER